Günün trend ve tüketici alışkanlıklarına uygun takı modelleriyle dikkat çeken Piano Jewellery, yepyeni bir konseptle tasarladığı Nişantaşı mağazasında takının sadece belli bir kesime hitap ettiği algısını kırarak, herkesin takıya ulaşabildiğini göstermek istiyor. Piano Yönetim Kurulu Başkanı Aytaç Kamar,  ‘Ne bir high jewellery ne bir fine jewellery, Piano bir Very Jewellery’ mottosuyla altın takının kolay ulaşılabilir ve her kesimden tüketiciye hitap eden bir ürün olmasını sağlamayı hedeflediklerini söyledi.

Piano Jewellery, sektörde kendini nasıl bir yerde konumlandırıyor. Ürün ve konseptlerinizle nasıl bir boşluğu dolduracaksınız?
Herhangi bir boşluğu doldurmak gibi bir iddiamız yok; çünkü sektörde doldurulacak bir boşluk kaldığını düşünmüyorum. Gerek yurt dışından ülkemize gelen yabancıların fiyat kırarak katma değerli ürün üretimini baltalaması, gerekse ülkemizin Ar-Ge ve eğitim konusunda yeterli yatırımları ve potansiyel sektör çalışanlarının takibini yapmaması piyasaya her telden bolca ve katma değeri düşük ürün sürülmesine sebep oluyor. Bu kadar ürün kirliliğine rağmen, günümüz tüketim trendlerine baktığımızda tüketicinin bu atmosferde dahi kendi alışkanlıklarını yarattığını görüyoruz. Biz Piano olarak tüketicinin istek ve alışkanlıklarını kendi hedeflemelerimizin önüne koyduk; ürünlerimizin tasarım olarak günün trend ve yeni tüketim alışkanlığına uygun olması bizim en büyük avantajımız. Marka olarak da benimsediğimiz mottomuzda ‘Ne bir high jewellery ne bir fine jewellery, Piano bir Very Jewellery’ diyoruz; çünkü Piano, altın takının kolay ulaşılabilir, en önemlisi ise ‘takı’ olarak her kesimden tüketiciye hitap eden bir ürün olmasını sağlamak.

Pazarlama ayağında nasıl bir yol izliyorsunuz?
Piano olarak öncelikli amacımız; iç piyasada kendi sistemimizi oturtarak hedeflediğimiz marka-tüketici birlikteliğini yaratabilmek. Hedeflemelerimiz kar getirisi ve sirkülasyon bazında değil sürdürülebilir ve tüketiciyi anlayan bir yol izlemek. Dünyaya mal satmak konusunda ise yukarıdaki görüşlerimle bağlantılı olarak, öncelikle iç piyasadaki satış ve pazarlama sorunlarımızı çözmeden ve iç piyasa tüketicisinin isteklerini ısrarla anlamadan, dayatmalarla ve güven problemi yaratan yaklaşımlarla satış yapmaya devam ederek bir yere varmanın mümkün olmayacağını düşünüyorum. Sektörde yansıtılan ihracat rakamlarının gerçekliği ise oldukça şaibeli, katma değerli ürünün ihracatında mucizeler yaratıyormuşuz gibi bir tablo çiziliyor; ancak reel rakamlar ortaya konduğunda işin pek de öyle olmadığını görüyoruz. Bizim dünyaya mal satmak, ihracat rakamlarında birinci olmak gibi bir amacımız yok, gerçek başarının marka olarak kendimizi konumlandırdığımız noktada tüketiciyle barışık, sürdürülebilir, ‘gerçek’ katma değerli ürün üreten bir firma olabilmek olduğunu düşünüyoruz.

Firmanızın gelecek stratejisinde E- ticaretin yeri ne olacak?
Sektörümüzde e-ticaretin ilk dönemlerinde önemli atılımlar yapılmasına rağmen bugün gelinen noktada birçok farklı sektörden geride kaldığını görmek üzücü. Özellikle sektöre bunca yıl emek vermiş, tüketicinin sevgisini kazanmış markaların günümüz dijital dünyasına uzak kalması, adı sanı duyulmamış, bu zamana kadar harcı alem ürün satarak sosyal medyada fenomen olmuş isimlerin ön plana çıkması oldukça üzücü. Ben, bunu markaların tüketiciye samimiyetle yaklaşamamasına bağlıyorum, yani daha önce bahsettiğimiz güven sorunu devreye giriyor. Bayisinden franchise’ına iyi yönetilemeyen marka stratejileri doğal olarak e-ticaretin sektörümüzde de geri kalmasına sebebiyet verdi. Biz, Piano olarak dijital dünyanın gerekliliklerini yerine getirerek, yine tüketicinin isteklerini ön plana koyarak doğru stratejiler belirleyerek ilerleme niyetindeyiz. B2B ayağında Türkiye’de 81 vilayet ve 897 ilçeye nasıl ulaşırız onu araştırdık. Hepsine ulaşmaya kalksanız onlarca ekip kurmanız gerekir; fakat o iş artık eskidi… Toptan satış sitesi yaptık (B2B) ve en kolay kullanılacak şekilde yaptık. Kullanmazlar deniyor; biz de enerjimizi kullanmalarını sağlamak için harcayacağız.

Elimizdeki insan kaynakları, ticaret yaklaşımı, bakış açıları, teknoloji ve usta birikimiyle yüksek katma değerli üretim mümkün mü?
Bahsedilen katma değerli ürün nasıl bir ürün bilmiyorum; ama o ürünler bu eğitim yatırımları ve takibi, izin verilen denetimsiz üretim biçimleri, günü kurtarma psikolojisiyle hareket edilerek gerçekleştirilecek bir hedef değil. İnsan kaynakları demişken, biz kendi bünyemizde bununla ilgili bir çalışma başlattık; ancak sektörde o kadar kemikleşmiş ve denetimsiz bir işçi – işveren çalışma biçimi var ki, bunun bir iki firmanın elini taşın altına koyarak çözebileceği bir sorun olmadığını gördük. Sektörde kaç tasarımcı, kaç sadekar, kaç mine ustası var bu biliniyor mu, mezun olan takı tasarımı ve gemology öğrencileri ne yapıyor, nereye gidiyor bunun kaydı tutuluyor mu? Teknoloji konusunda da yine sektörümüzde adım atma konusunda alışılageldik bir yaklaşım benimseniyor ve kimse birisi bir şey yapıp başarılı olmadan Ar-Ge’yle ilgili öncülük etmiyor. Ar-Ge’si gelişmeyen firma ustasını da geliştiremez, ustası gelişmeyen üretim yerinde saymaya devam eder, dolayısıyla katma değerli ürün üretmekten bahsedilemez.

Piano olarak yüksek katma değerin mi yoksa yüksek volümlü satışın mı peşinden koşacaksınız?
Piano’nun tasarım ve katma değer olarak üretim ağında, bugün sektörün yüksek olarak göreceği seviye bizim her zaman standardımız olmuştur. Dolayısıyla yüksek volüme koşacak olsak dahi bu katma değerli üretimden vazgeçeceğimiz anlamına gelmeyecektir. Bu dönemde sanıyorum ki firmaların problemleri analiz ederek, tüketiciye yakınlaşarak altın takının kolay tüketilebilir bir konuma gelmesinde bazı fedakarlıklar yapması gerekiyor.

Nişantaşı’nda açmayı planladığınız mağaza, nasıl bir konseptte hizmet verecek?
Konsept olarak tüketicinin yaklaşımlarını gözeterek bir mağaza tasarımı oluşturmaya çalıştık. Mücevher ve altın takı mağazalarının belli bir kesime hitap eden, içeriye girmekten çekinilen bir ortam olması algısını yıkan, herkesin içeri girip rahatça ürünleri görebileceği, üzerinde satın alma baskısı oluşmadan özgürce hareket edebileceği bir alan olsun istedik. Herkesin altın bir takıyı çok kolay alabileceği hissini, altın takının ziynet harici kolayca alınıp, her an takılabileceği fikrinin benimsenmesini istiyoruz. Rahatça dolaşıp ürünleri görecekler, deneyecekler, selfie noktasında fotoğraf çekecekler, her an interaktif bir kampanyaya dahil olma ihtimalleri var. Kısacası eğlenceli ve keyifli bir alışveriş olacak.

Bir yandan yüksek döviz baskısı, diğer yandan sürekli birbirleriyle yarışarak fiyat düşürme savaşı veren üretici ve toptancılar… Sektör, bu cendereden nasıl çıkacak?
2 gramlık gümüş, delikli boncuğun 500-700 TL’ye satıldığı bir ortamda biz altını ve pırlantayı havada karada satarız. Bu cendereden önce çıkmayı istemesi gerekir tüm sektör aktörlerinin. Kim kime dum duma, bana dokunmayan yılan bin yaşasın görüşleriyle bu sistem değişmez. Bugün uygulanan bu stratejiler uzun vadede herkese çok büyük kayıplar yaşatacak. Sermaye gücüne güvenen firmalar bile bu cenderenin içinde sıkışacak eğer önlem alınmazsa; yine anlaşılmayan başka bir şey de şu; günümüz tüketim toplumunda her şeyden fazlasıyla mevcut; artık üretimde kıpırdayacak yer kalmadı. Bugün göz yumulan ve sektörün kalitesini aşağıya çeken yaklaşımlar herkesin ortak paydada başarısızlığını tetikleyecektir.

Son olarak meslektaşlarınıza vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
Dikkat ederseniz herkes, üretimden kaçıyor! Herkes al sat kazan derdinde…
Bu ülkede, bu sektörden para kazanmış ve zengin olmuş çok insan var. Bu ülkeye ve sektöre ve bu sektöre emek verenlere borcunuz var! Özellikle üretim yapanlar için hayat gittikçe zorlaşıyor! Sektörün gelişmesi ve ilerlemesi adına hiçbir şey yapılmıyor. Daha fazla zorlamayın diyorum.