Kadir Has Üniversitesi Sanat Tasarım Fakültesi öğretim görevlisi Yrd. Doç. Dr. Ayşe Elif Coşkun Orlandi, katma değeri yüksek ürünler için sadece ustaların değil, patronların da yeniliğe açık olması gerektiğini söyledi.


Kadir Has Üniversitesi Rezzan Has Müzesi’nde Kapalıçarşı'nın kuyumculuk tarihini sanatseverlerle buluşturan “Cevher ve Zanaat: Kapalıçarşı Ustalarının İzinde” sergisi, açıldığı günden beri 6 bin sanatseverin ziyaretine uğradı. Serginin küratörlerinden biri Yard. Doç. Dr. Ayşe Elif Coşkun Orlandi, sergi için 2 yıl boyunca 59 atölyeye girerek 57 ustayla tek tek kayıt almış. Orlandi, sergiyle ilgili sorularımızı yanıtladı.

Serginin ortaya çıkış hikayesini anlatır mısınız?
Bu fikir, serginin eş küratörü Kadir Has Üniversitesi Mimarlık Bölümü öğretim üyesi Yonca Kösebay Erkan’la birlikte 2013-2015 yılları arasında TÜBİTAK’ın fonlandığı bir araştırma projesini yürütürken başladı. İnovasyonla, yenilikle ilgili bir sıkıntımız var. Doktora tezimi hazırlarken “nereye bakabiliriz” diye düşündüğümde İtalya modelinde bunun kültürel mirasla çok ciddi bir bağı olduğunu buldum. Türkiye’ye baktığımızda da karşımıza en eski gelenek olan ‘Kapalıçarşı kuyumculuğu’ çıkıyor. Kapalıçarşı’da hala geleneksel yöntemlerle usta-çırak ilişkisiyle mesleğini öğrenmiş, mümkün olduğunca makine endüstrisinden faydalanmadan sadece geleneksel teknikleri kullanarak üretim yapan kuyumcu ustalarının atölyeleri, üretim ortamları, kendi hikayeleri, ürünleri, kullandıkları teknikler ve hepsi bütününde ne kadar inovasyon potansiyeli taşıyorlar diye ölçmek üzere yola çıktık. Sonrasında proje, bir rapora dönüştü. Bunu sadece akademik sınırda tutmak bizi çok mutlu etmeyecekti ve bunu kendi kültürümüz, yaşadığımız topraklardaki kayıplarımız ve kazançlarımız adına görünür hale getirmemiz gerekiyor dediğimizde sergi fikri doğmuş oldu. 


Sergi uzatıldı sanırım?
Sergimiz, 31 Ağustos’a kadar uzadı. Şimdiye kadar 6 bin kişi gezdi. Kapalıçarşı’nın koridorlarında yürüdüğünüz zaman vitrinde gördüğünüz ürünlerinde hiçbiri aslında çok bizim yenilikçi tarafımızı temsil edecek nitelikte maalesef değiller.  Lüks tüketimi… Halk bu ustaların birçoğunu tanıyor. Ürünlerini görmek için mağazalarına, otel lobilerine gitmeleri kolay değil. Bu yüzden bu eserleri burada paylaşmak bizim çok keyif aldığımız bir durum.
Kuyumcu ustalarının birçoğu mesleğin devam etmeyeceği kaygısı taşıyor. Yaptığınız araştırmalar doğrultusunda sizin görüşleriniz nedir?
Yüz yüze görüştüğümüz ustaların sadece 3’te 1’inin atölyesinde çırak var. Usta-çırak ilişkisi eriyor gidiyor evet… Sektörleşme süreci endüstriyel boyuta geçmenin bir takım dezavantajları var. Orada tabi biz durup neyi ‘kaybediyoruz’u kolay kolay tartışamıyoruz.  Evet, bu usta-çırak ilişkisi, İtalya’dan farklı olarak Türkiye’de aile bağları çok yok. Yani babadan oğula geçen bir meslek değil. Usta bir baba figürü; ama babanın yerine geçebilecek kadar değil. Bunun için biz bir soy ağacı çıkartamıyoruz kuyumculukla ilgili. Çok zor. Raffi-Levon Şadyan, babalarından mesleği devralmış yegane örnek aslında elimizdeki… Bunun tek sebebi sanayileşme değil, eğitim sistemi, zorunlu eğitim, nesiller farklı vs. 


Meslekte yeni ve özgün olmak için sizce neler yapılmalı?
Bu ustaları çok özel kılan yenilik yapmaya çok meraklı olmaları. Sergideki ustaların her birine baktığınız zaman hiçbir ürün bir diğerine benzemiyor. İtalya’ya baktığımızda oranın yenilikçi potansiyelinin arkasında çok meraklı ve deneysel olmaya çok yatkın bir patron profili görürüz. Bu mekanizmayı oraya çekmediğimiz sürece yeniliği yaygın bir meziyet haline kolay kolay getiremeyeceğiz. 
Ustalarla yaptığınız görüşmelerde aklınızda kalan ilginç hikayeler var mı?
Biz, ilk Berç ustayla tanışmaya gittiğimizde “Ustacım, bir ürününüzü görmek istiyoruz eğer varsa?” diye sorduğumuzda “Yok. Nereden bulacaksın?” dedi. Dolayısıyla biz Berç Usta’yı sergiye dahil etmek için çok zorlandık. Zeki Müren’in yüzüğünü onun yaptığını biliyorduk. Zeki Müren’in albüm kapaklarını taradık ve müzesine sorduk; ama bulamadık. En sonunda bir albüm kapağında en çok görülen yüzüğü kullandık. Bu bir iz… Berç Usta’nın izi, bizim Türkiye kültür tarihinde çok belirgin olarak var. Yarın ya da öbür gün biz, bu ustaları kaybettiğimiz zaman geride hiçbir görsel arşivlerini bulamıyoruz. Bu çok acıklı bir şey…