Saniye gibi geçen yıllar… Heyecanla, sevgiyle yapılan bir meslek… Yetiştirilen 26 çırak… Mesleğini aşkla yapan mıhlama ustası Hacik Kelleci’yle meslekte geçen 43 yılını konuştuk. 

9 yaşında Kapalıçarşı’ya çırak olarak giren mıhlama ustası Hacik Kelleci, 16 yaşında ustalığa terfi etti. Mesleğine olan sevgisini ve bağlılığını şöyle anlatıyor: “İşini seven insanlar yaşlanmaz; işini iş olarak yapan insanlar yaşlanır. Bu meslek benim aşkım. Bir daha dünyaya gelsem yine bu mesleği seçerim. Mesleğe 9 yaşında başladım ve hala aynı heyecanla yapıyorum. Bu meslek insanın hayatıdır. Çıkamazsınız. Ancak çıkılmayacağını anladığınız anda onunla yaşamayı öğrenirsiniz.” 

Ahilik terbiyesiyle büyüdük
İlk mıhladığı taşın hikayesini anlatırken eski günleri yad eden usta Kelleci, usta- çırak ilişkisinin o dönemlerde oldukça kıymetli olduğunun altını çiziyor ve ekliyor: 

“Mesleğe ilk adım attığım yer, Çuhacı Han’dı. 14 yaşındaydım. Kendimi ustalık yapmak için hazır hissettiğim bir zamandı ve ustamdan nasıl iş isteyeceğimi düşünüyordum. Ama cesaretim yoktu. Çapraz bir tektaş yüzük işi vardı dükkanda ve onu yapmak istiyordum; ama ustam izin vermez korkusuyla bir şey söyleyemedim. İşi aldım eve götürdüm ustamdan izinsiz. Bütün gece çalıştım ve sabah işi bitirmiştim. Ustanın tepkisinden korka korka işe gittim. ‘Kim bitirdi bu işi?’ diye sordu, bende itiraf ettim. Kızmadı ve benden işin ayrıntılarını anlatmamı istedi. O zaman bana güvendiğini anladım.” 

1985 yılında askerden döndükten sonra ustasından izin alarak Çuhacı Han’da ilk dükkanını açan Kelleci, meslekte ahilik terbiyesinin esas olduğunu belirterek, şunları ifade etti:“Bizim meslekte ahilik terbiyesi geçerlidir. Ahilik terbiyesinde çırak kalfa olur, ustası da çırağının kalfa olduğunu etrafa duyurur. Kalfa, usta olmaya karar verdiğinde ise ustasından izin alması gerekir.” 

Müşteri değil, ‘misafir’
‘Müşterileri’ kelimesini telaffuz ettiğimiz an bizi uyaran usta Hacik Kelleci, meslek hayatı boyunca hiç kimsenin müşteri olmadığını, dükkanına gelen herkesin onun misafiri olduğunu söyledi. “Bizde müşteri kelimesi yasaktır. Kapımdan içeri giren herkes misafirimdir. Müşteri size işini yaptırır ve biter. Misafir ise ucu açıktır ve hep baş tacı edilir.” diyerek misafirlerine verdiği önemin altını çiziyor. Bir ürünü yaparken misafirlerinin her özelliğini dikkate aldığını söyleyen Kelleci, “Misafirin karakteri, kullanım alanı, ten rengi, göz rengi, hatları… Bütün bunları bir potaya atıp harmanladıktan sonra kişiyle özdeşleşen özel bir ürün çıkartırım. Her ürün çok güzeldir; ama kişiye yakışmadıktan sonra o ürün için harcanan emeğe yazık olur. Biz, işimize yaratıcılığı ve ruhumuzu koyuyoruz. Yaptığınız iş yapılacağı kişiyi mutlu ettiği anda biter. Ondan sonra daha iyisini nasıl yaparım diye düşünüyorsunuz. Ustalık, bir zirve değildir, ustalık her zaman zirveye ulaşmak için harcadığınız keyfi zamandır.” 

Pırlantayla aşk yaşıyoruz
Mıhlama yaparken en keyif aldığı taşın pırlanta olduğunu söylüyor Hacik usta. “Birbirimizle aşk yaşıyoruz. Pırlanta, dünyada gerçek olan 7 rengi de ihtiva eder. Pırlantaya baktığımda dünyaya bakıyorum. O yüzden pırlantanın yeri bende başkadır.” diyor. Bunları anlatırken bir de taş kesim ustası olduğunu öğreniyoruz ustadan. Eskiden Kapalıçarşı’da elmas tıraşlama işleri olduğunu, ustasından izin alıp onları seyrettiğini anlatıyor. Sonra hem öğrenip hem öğretmek için İsrail’de eğitimlere katılmış. Mıhlama ustalığının yanı sıra, taş kesim ustası unvanını da almış.