Kapalıçarşı’da çırak olarak başladığı kuyumculuk mesleğini yıllarca severek yapan mıhlama ustası Agop Kuyumcuoğlu, makineleşmeden en az etkilenen sanatın mıhlayıcılık olduğunu söyledi.

Çıraklık ve kalfalık dönemlerini Kapalıçarşı’daki Rubi Han’da geçirdiğini söyleyen Usta, ‘Mesleğinizi nasıl tanımlarsınız?’ diye sorduğumuzda şöyle cevap veriyor: “Sanayileşmeye rağmen yerini ve ismini koruyan meslek mıhlayıcılık… El emeği en önemli özelliğidir. Her şeyiyle tek tek elde yapılır. Özen ve dikkat şarttır. Bu yüzden de ismini koruyabilen yegane sanattır mıhlayıcılık…” İlk işini 1981 yılında Rubi Han’da 10 metrekarelik bir atölyede kuran Kuyumcuoğlu, bugüne kadar yaklaşık 15 usta yetiştirdiğini söylüyor. E tabi usta çırak ilişkisine de değinmeden geçemiyor, “Benim yanına çırak olarak girdiğim Alexan Usta, o dönemin en iyi mıhlama ustasıydı. Her hafta en az 3 kişi araya adamlar sokarak ustamın yanında yetişsin diye çocuklarını getirirdi. O zamanlar bir çocuğun ustasına alınıp işi bırakması söz konusu değildi. Babası eve almazdı o derece… Çünkü, bu meslek altın bir meslek… Bir baba evladını iyi bir ustanın yanına verdiği zaman o çocuğun hayati garanti altındaydı. Demem o ki o zamanlar çok kıymetliydi; ama şimdilerde …” 

Sanat ticarete dönerse ölür! 

“Sanat başkadır, ticaret başkadır. Sanatı eğer ticarete döndürürseniz makineleşme, sanayileşme olur o da zaten sanatı öldürür. Bizim zamanımızda iyi mıhlayıcı ustası, ya da iyi sadekar ustası aranırdı. Şimdi ise iyi cihaz kullanabilecek usta aranıyor. Makineyle sanat olmaz. El işçiliğinde emek vardı ve bu da işin kıymetini artırıyordu. Evet, sektör büyüyor amma velakin sanat ölüyor.”  Mesleği neden bıraktığını sorunca da bayrağı artık gençlere devretmek lazım diyor. Bu işe ilk giren kalsa 100 kişi olur bin kişi. Ve dolayısıyla kimse para kazanamaz. En iyi futbolcu bile zamanı gelince bırakıyor. Bu işler böyledir.” diyor Agop Kuyumcuoğlu. 

İnsanlar aldıkları mücevherleri satıyor

Ekonomik krizin kuyumculuk sektörünü de vurduğunu söyleyen Usta, halkın geçim sıkıntısı yüzünden lüks tüketim yapamadıklarını söylüyor. 

“Mücevher, lüks olduğundan hayatınıza en son sokacağınız bir şeydir. Global sıkıntıdan kuyumculuk da etkileniyor. İnsanlar, gelecek kaygısı yaşadıkları için kazandıkları paraları yastık altı yapıyor. Ve alışveriş yapamıyorlar. Bu krizin atlatılabilmesi için huzurlu bir ortam şart. Yoksa ceplerindeki parayı kimse harcamaz. Bu kadar dar boğazın ortasında şimdi lüksün sırası değil diyen çok insan var. İnsanlar, yıllar önce aldığı mücevherleri getirip zararına satıyor.” 

Felçli kedilere yürüteç yapıyor!

Şu anda hediyelik eşyalar, giysiler, ihraç fazlası ürünleri sattıkları bir dükkanda eşiyle birlikte çalışan mücevher tasarımcısı Agop Kuyumcuoğlu, aynı zamanda bir hayvansever ve kendi imkanlarıyla felçli sokak hayvanları için yürüteçler yapıyor. Ama en önemlisi bunu gönüllülük esasıyla yapması… 

Usta, yürüteç yapma sürecini de şöyle anlatıyor: “Hayvansever grubumuzdaki bir arkadaşımın felçli bir kedisinde yürüteç gördüm. ‘Bu yürüteçten yapamaz mıyım?’ diye düşündüm. Altından kalkabileceğimi düşünerek 1 haftalığına yürüteci ödünç istedim. ‘Mücevher gibi ayrıntı gerektiren bir işi sıfırdan işleyen, bunu neden yapamasın?’ diyerek bu işe kalkıştım ve sonunda yürütecin aynısından yaptım.” 

Facebook’taki sayfasında yaptığı yürüteçleri paylaşan Kuyumcuoğlu, talebin çok olduğunu, şehir dışından da sipariş aldığını söylüyor.