Cartier’nin yüksek mücevhercilik alanındaki yeni koleksiyonu Coloratura de Cartier, virtüöz seslerin dünyadaki yankısını, renklerin duyusal keşfiyle kutluyor.

Maison de Cartier, yaratıcı çeşitliliği keşfe çıkarak dünyanın tüm renklerini bir araya getiriyor ve uçsuz bucaksız kıtaların farklılığı ile yerel geleneklerini harmanlıyor. Cartier’nin yüksek mücevhercilik alanındaki yeni koleksiyonu Coloratura de Cartier’de, geçmiş ve bugün arasındaki ilişkiler, kültürler ve nesiller arasındaki bağlantıları kutlamanın, paylaşmanın ve neşenin insani değerleri yorumlanıyor. Dünyanın çeşitliliği zengin bir palet olarak sunuluyor, renkler bir araya geliyor, ufuklar kesişiyor ve hep birlikte dinamik bir orkestraya imza atıyorlar; Hindistan’ın canlı renkleri, Asya ve Orient’in kararlı kontrastları, Japonya’nın usta paletleri ve Afrika’nın stakkato tonları, stilin ve coşkunun ortak vizyonu sayesinde bu koleksiyonda bir bütünlük oluşturuyor. İddialı renk kombinleri, Maison’un dünya görüşünü anlatırcasına Cartier tarihinin ilk gününden bu yana tasarımcıları tarafından kucaklandı. Cartier’nin renk paleti, ilhamını ve zenginliğini Cartier kardeşlerin seyahatlerinden, Paris’teki Ballets Russes Topluluğu’ndan, yeni karşılaşmalardan ve atölye araştırmalarından aldı. Ateş kırmızısı rubelit, gök mavisi turmalin ve çimen yeşili krizoberil: Maison’un seçkin paleti, Holika setinde, bu sette daha keskin bir enerjiyle yüklü. Ansamble, ilkbaharın gelişinin kutlandığı geleneksel Hint festivali olan holi seremonilerinin coşkusunu, patlayan renklerini ve neşesini sergiliyor. Bu kreasyondaki mavi ve pembe turmalinler, krizoberiller ve rubelitler birbirlerine, sevinç dolu bir müziksel iletişimle, orkestranın notaları gibi yanıt veriyor. Teknik hüner kendisini oranlarda ve birbirine bağlı taşlar kullanılarak üretilmiş çift dış bükeyli şekilde gösteriyor. Bileziğin gizli yapısı, bu nedenle oldukça komplike.

Yoshino, Japonya’daki Sakura Festivali Hanami’yi çağrıştırırcasına ilkbaharın pastel tonlarını ortaya saçıyor. Bu sette hüner, renklerin ustalığı kadar mücevherlerin yapısına da odaklanmış. Tonlar dinamik bir renk şarkısı besteliyor: morganitler, pembe safirler ve turmalinler yeşil pırıltılar içinden göz kırpan üç opalle kontrast halindeki roze ışıltılarla sıralanmış. Cartier’nin dönüştürülebilir mücevher geleneğine sadık kalan bu kolye, üç farklı şekilde takılabiliyor.

Matsuri grubunun oranları ve grafik motifleri, Asya kutlamalarında kullanılan kağıt fenerleri anımsatıyor. Matsuri, bilgisayar destekli tasarımın üst düzey kusursuzluğunu, mücevher ustasının incelikli zanaatiyle bir araya getiriyor. Tasarımların ortasında yer alan opal, cazibesinin gücünü buradan alıyor. Akik taşı ise kontrast, net bir tonlama ve derinlik illüzyonu sağlıyor. Burada yeşil ve siyah taşlar, göze batmayan bir şekilde bir araya gelerek kendini sergiliyor; turmalinin taze, ıslak çimen yeşili, geometrik motifin merkezindeki opalin ölçülü nüansları sayesinde öne çıkıyor. Bu canlı, hareketli derinlik, akik taşının derin, kararlı siyah rengiyle daha da güçleniyor.

Kanaga’daki taş sırasının mükemmel uyumu, geometrik motiflerin vurguladığı tekrar, görünüşte basit ancak aslında yoğun bir tasarımın güzelliği. Bu güçlü kolyeyi harekete geçiren şey, Dogon seremoni elbiselerinin renklerini ve ritimlerini yansıtan bir güç. Rubelit taşlarının üçlü sırası, bir pırlanta motifiyle birbirine bağlanarak, vücudun kıvrımlarını kolaylıkla kavrayan bir parça oluşturuyor. Boyun kısmında yer alan pırlantalarla kaplı halkalar, lal taşlarıyla değiştirilebiliyor. Kolyenin merkezindeki geometrik motifler, parçayı bir bütün haline getirirken; iki üçgen pırlantayı, iki turuncu tondaki lal taşıyla vurgulanan, ince ve muhteşem kesimli pırlantalarla birleştiriyor. Bu radikal estetik anlayışı, katmanlı bir zarafeti beraberinde getiriyor.