Tina Christa Sezer namı değer Tina’nın 90’lı yıllarda başlayan mücevher tasarım serüveni devam ediyor. Kuyumcu ustalardan büyük destek gördüğünü belirten Tina,  “Almanya’da olsaydım, bu işi yapamazdım.” diyor.

Bundan 40 yıl önce Almanya’da tanışıp aşık olduğu bir Türk sayesinde Türkiye’yle kesişmiş yolu. İçindeki taş tutkusu öyle büyükmüş ki bilen herkes onun tam bir taş avcısı olduğunu söylüyor. Demet Sabancı, Fatoş Hataylı, Fransız aktrist Jeanne Moreau ve ABD Eski Dışişleri Bakanı Madeleine Albright, Tina’nın mücevherlerini takan isimlerden sadece birkaçı… 35 yıl önce Nuruosmaniye’de bir halı mağazasının küçük bir bölümünde başlayan mücevher serüvenini ve Türkiye’yi Tina Jewellery markasının sahibi Tina Christa Sezer’le konuştuk. 


Öykünüz nasıl başladı?
Eşimle Almanya’da kimya okurken tanıştık, evlendik sonra yaşamak için Türkiye’ye geldik. Bir gün arkadaşlar, Şeref Efendi Sokak’ta küçük bir mağaza açtılar. Bana da tezgahtarlık teklifinde bulundular. Turistlerin geldiği, hediyelik eşya satan bir mağazaydı. Mağazada bakır, gümüş ve antika ürünler vardı. Almanların çok zenginleştiği ve alışveriş yapmak için hevesli oldukları bir dönemdi. Bir süre sonra çocuklarım için işe 6 yıl ara verdim. Bu sürecin ardından Bazaar 54’te 14 yıl büyük keyif alarak çalıştım. Sadece satışla değil, tasarım tarafıyla da ilgilendim. Özellikle taş çeşitleri beni çok etkiliyordu. Her Almanya seyahatinde müdürümle birlikte taşları seçiyordum. Bazaar 54’ten sonra yine bir tanıdığım halı mağazasında bana çok küçük bir corner verdi. 1995 yılında burada “Tina” olarak kendi ürünlerimi tasarlayıp 3 yıl boyunca sergiledim. Sonrasında Şeref Han’da 18 metrekarelik alanda dükkanımı açtım. Özel tasarımlar yaparak kendimi geliştirdim. Sadece pırlanta yapmadım, farklı taşlarla takılar da tasarlıyordum. 
Geçmişten bugüne Türkiye’de sizce neler değişti?
1964 yılının Türkiye’si ile bugünkü arasında çok fark var. O zamanlar Türkiye’nin çok eksiği vardı Almanya’dan; ama insanları, ilişkileri çok daha sıcaktı. Bunların hepsi beni çok etkilemişti. Mesleğimi Türkiye’de yaptığım için çok mutluyum, Almanya’da olsaydım bu mesleği yapamazdım. Burada çok güzel destekler ve arkadaşlıklar gördüm. Bu dostluklar sayesinde kendimi hiç yalnız hissetmedim. Türkiye kuyumculukta çok iyi işler yaptı ve iyi noktada.  Tek hatamız, geçmişte ithalatı fazla yapmamız oldu. Bu Türkiye’ye ve ustalarımıza haksızlıktı. Birçok usta, ithalat nedeniyle işini bırakmak zorunda kaldı.


Sizi farklı kılan nedir?
Beni farklı kılan şey, farklı taşlar kullanıyor olmam. Lapis lazuli taşı, benim için çok kıymetlidir. Çünkü o taşla ben bu işe başladım. Firuze, akuamarin gibi değişik taşlar kullanıyorum. Yurt dışına gittiğimde de hep farklı taşların, tasarımların peşine düşüyorum.  Taşlarımın çoğunu Almanya’dan getirdim. Taşlarımı satın almak isteyenler de oldu; ama çok kaliteli olduğu için kimseye vermek istemiyorum. Zultanit taşını da koleksiyonuma ekledim. Turistler geldiğinde o taşın sadece Türkiye’den çıktığını söylemek gurur verici oluyor. 


Mücevher işinde başarılı olmak için ne gerekiyor?
Başarının en büyük sırrı; farklı olmaktan geçiyor. Dürüst olmak ve çok çalışmak da başarılı olmayı pozitif etkiliyor. Ayrıca, bu meslekte müşteriye karşı dürüst olmak da çok önemlidir.


 Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Devletin verdiği fuar teşvikleri, firmalar için büyük bir avantaj; ama mesela geçen yıl mayıs ayında katıldığımız bir yurt dışı fuarının teşvik parasını hala alamadık. Eğer paramızı alabilseydik çok daha farklı olurdu. Paralar, çok geç yatıyor ve bu da bizi olumsuz etkiliyor.